Televizyon, nam-ı diğer "beyaz cam"(TDK'nın izlengeç dediği de duyulmuştur!!!)
Yeni tanıştığım bir akademisyen hariç şimdiye kadar onsuz bir ev kuranı görmedim.Sabah uyanınca açılır,okuldan gelince açılır,işten dönünce açılır,mutfaktayken açılır,uyuklarken açıktır,yemek yerken açıktır,bayramlarda açıktır,yılbaşında açıktır,aman açıktır oy açıktır!
Yahu cereyandaki kapı misali çarpmasın diye araya terlik mi koydunuz da kapanmak bilmiyor bu meret?
Nedir bu beyaz camın büyüsü?
Ülkemizle aynı yaşta olan televizyon kardeş bir iletişim aracı olarak ortaya çıkmış olsa gerek zamanında.Malum hemen her icat,mucidinin saf ve temiz insanlığa hizmet duygularıyla ortaya çıkmıştır.
Ama insanoğlu da emdiği çiğ sütün hakkını verircesine, her icadın mucidinin kemiklerini sızım sızım sızlatacak bir yol bulmuştur kendine.
Televizyon her ne kadar bunların en zararsızı gibi görünse de (neticede bi atom bombası değil) yanlış ellerde oldukça vahim haller yaratabilmektedir.Her ne kadar Cem Yılmaz "ulan benim fişe taktığım bi aygıt nasıl beni ele geçirecek?"demiş olsa da, siz siz olun TV'yi çok da küçümsemeyin.Esaretin bedeli ağır oluyor sonra ;)
Tabi bunca uyarı levhasını asmış olsak da biraz da gerçekçi olmak lazım.Sene olmuş 2013 ve we live in Turkey (bkz yıllardır gelişmekte olan ülke!) Kişi başına düşen GSMH ile 4 kişilik bir ailenin aylık açlık sınırı toplanıncaaaa sosyal devlet olamayışımızın bilmem kaçıncı yılı kutlu olsuuun!!Haliyle büyük bölümümüzün rutin eğlence-dinlence aracı oluyo mu size yine TV!Madem öyle ben de annemin onca yıllık laf sokmalarını ve de artık pro seviyesindeki izleyicilik kariyerimi (az zamanda çok ve büyük programlar izleme becerisi level 5!) sizlere faydalı ve de olabildiğince eğlenceli şekilde buradan aktarmayı bir borç bilirim!
İlerleyen yazılarda görüşmek dileğiyle,beni izlemeye devam edin ;)
